logo
 
?

бесплатные игровые аппараты резидент

------- "Basın duyurusu; Dünyaca ünlü piyanist Fazıl Say üç yıldır birlikte olduğu Izmirli sevgilisi piyanist Ece Dağıstan ile Milano'da evlendi.

Türkiye Cumhuriyeti Milano Başkonsolosu Özgür Uludüz'ün kıydığı nikahın şahitliğini yakın dostları Kadir Dursun ve Haldun Demirhisar yaparken, Ece Dağıstan'ın nikah şahitliğini ise yakın arkadaşları Esra Erlevent ve Hande Yılmaz yaptı.

Türkiye'nin Milano Başkonsolosluğu'nda kıyılan nikaha çiftin yakın dostları katıldı. Şimdi böyle bir insanı bir evlilik haberinde nasıl konumlayabiliriz? Türkiye Cumhuriyeti Milano Başkonsolosu Özgür Uludüz'ün kıydığı nikahta Fazıl Say'ın şahitliğini yakın dostları Kadir Dursun ve Haldun Demirhisar yaparken, Ece Dağıstan'ın nikah şahitliğini de yakın arkadaşları Esra Erlevent ve Hande Yılmaz yaptı. O yazılarını okuduğum, zekası, yeteneği ve ürünleriyle ön planda olan kişi aynı kişi olamaz.

Çift düğünlerini bu yaz Türkiye'de yapmayı planlıyor. " Önemli olan Fazıl Say'ın varlığı, yüceliği, eşsizliği..! Türkiye'nin Milano Başkonsolosluğu'nda kıyılan nikaha çiftin yakın dostları katıldı. Tamam, basın bültenini o yazmadı diyelim, paylaşırken böyle pek de saygılı olmayan bir dilde yazılmış basın bültenindeki detayları göremedi mi?

Fazıl Say Italya turnesi kapsamında 27 ocakta dünyanın en onemli konser salonlarından biri olan Milano Teatro alla Scala'da konser verecek Say'ın Italya turnesi Bologna , Floransa ve Torino konserleriyle devam edecek" Yani, "Bu insan önce(! Dünyaca ünlü piyanist Fazıl Say ve 9 Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda eğitim gördükten sonra, Viyana Müzik Akademisi'nde “Konser Piyanistliği” ve “Müzik Pedagojisi” bölümlerinde, Prof. İnci Hausler Altınok ile devam eden Ece Dağıstan, düğünlerini bu yaz Türkiye'de yapmayı planlıyor." Fazıl Say'ın yazdığı yazıları büyük bir zevkle okurum.

Özellikle bir akımdan ya da bir müzisyenden bahsettiği yazılar olağanüstüdür.

Außerordentlich starke Bevölkerungsdezimierungen gab es im 14.

Jahrhundert durch die großen Pestschübe, die durch die Brut- und Übertragungszentren dicht bewohnter Städte und eine ausgedehnte Mobilität der Bevölkerung gefördert wurden.

Sprach man im Mittelalter von der Pest, so meinte man damit nicht allein die asiatische Beulenpest, die erst im 14. über Europa hereinbrach, sondern jegliche Form von ansteckenden Krankheiten, wie auch Typhus oder Milzbrand.

Von der Pest abgesehen zählte im gesamten Mittelalter neben Malaria, Pocken und Ruhr vor allem die schwer zu diagnostizierende Lungentuberkulose zu den hauptsächlichen Todesursachen.

Nicht wenige Opfer forderten auch die Lepra und vor allem das den Roggen befallende Mutterkorn, das das sogenannte „Heilige Feuer“ auslöste, gegen das man die Hilfe des Eremiten Antonius anflehte (daher der Name „Antoniusfeuer“).

Wegen mangelnder Hygiene verbreiteten sich Krankheiten im Mittelalter schnell.